Haberler
Fatih Merkez Kütüphanesi'nde İstanbul'un Kitabeleri Üzerinden Şehrin Hafızasına Bakış
Fatih Merkez Kütüphanesi Ali Kuşçu Salonu’nda gerçekleştirilen programda, İstanbul’un kitabeleri üzerinden şehrin tarihî ve kültürel birikimi ele alındı.
14 Nisan 2026
Fatih Belediyesi tarafından Fatih Merkez Kütüphanesi Ali Kuşçu Salonu’nda düzenlenen “Fatih’in Kitabeleri” programı tamamlandı. Programda, İstanbul’un gündelik akışı içinde çoğu zaman fark edilmeden geçilen kitabelerin, şehrin geçmişine dair önemli veriler barındıran metinler olduğu vurgulandı. Taş üzerine işlenen bu yazıların yalnızca birer bilgi kaydı değil; aynı zamanda bir dönemin düşünce dünyasını, estetik anlayışını ve toplumsal yapısını yansıtan güçlü anlatım biçimleri olduğu ifade edildi.
Etkinlik süresince katılımcılar, Fatih’in farklı noktalarında yer alan kitabeler üzerinden geçmişin izini sürme imkânı buldu. Kitabelerin dil yapısı, kullanılan ifade biçimleri ve içerdiği sembolik anlamlar detaylı biçimde ele alınırken; bu metinlerin yazıldığı dönemin kültürel kodlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Yazının yalnızca yüzeyde sunduğu anlamın ötesine geçilerek, her bir kitabenin ait olduğu yapı, dönem ve bağlam içerisinde okunmasının önemine dikkat çekildi.
Program kapsamında özellikle III. Ahmed Çeşmesi’nin kitabeleri üzerinde duruldu. Bu kitabeler aracılığıyla Lale Devri’nin incelikli estetik yaklaşımı, mimariyle kurduğu bütünlük ve hayır anlayışının kamusal alandaki yansımaları kapsamlı biçimde değerlendirildi. Kitabelerde yer alan ifadelerin, dönemin sanat anlayışını yansıtan bir dil taşıdığı; süsleme unsurları, yazı karakterleri ve anlatım biçimleriyle birlikte ele alındığında bütüncül bir estetik ortaya koyduğu belirtildi. Bu yönüyle kitabelerin, yalnızca okunacak metinler değil; aynı zamanda görsel ve düşünsel bir bütünlük sunan tarihî belgeler olduğu ifade edildi.
Çorlulu Ali Paşa Medresesi üzerinden yapılan değerlendirmelerde ise bir yapının kuruluşundan günümüze uzanan sürecin, kitabeler aracılığıyla nasıl takip edilebildiği ele alındı. Medrese kitabeleri üzerinden yapının inşa süreci, geçirdiği değişimler ve zaman içindeki kullanım biçimleri hakkında detaylı bilgiler paylaşıldı. Kitabelerin, yapının kimliğini belirleyen ve bu kimliği sonraki kuşaklara aktaran temel unsurlar arasında yer aldığı vurgulandı.
Programda ayrıca kitabelerin, şehir hafızasının sürekliliğini sağlayan önemli unsurlar olduğuna dikkat çekildi. Bu metinlerin korunması, doğru okunması ve gelecek nesillere aktarılması gerektiği ifade edilirken; kitabelerin yalnızca tarihî yapıların bir parçası değil, aynı zamanda şehirle kurulan ilişkinin anlam katmanlarını zenginleştiren unsurlar olduğu belirtildi. Taşın içinde saklı olan hafızanın, zaman içinde değişen yorumlarla birlikte yeniden okunabildiği ve her dönemde farklı anlamlar kazanabildiği dile getirildi.
Gerçekleştirilen program, katılımcılara İstanbul’un tarihî dokusunu farklı bir bakış açısıyla değerlendirme imkânı sundu. Kitabeler üzerinden yapılan bu okuma, şehirle kurulan bağın daha bilinçli ve derinlikli bir zemine taşınmasına katkı sağladı. Program, tarihî mirasın yalnızca korunması gereken bir unsur değil; aynı zamanda anlaşılması ve yorumlanması gereken bir değer olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


